Balıkesir Verem ve Kanserle Savaş Vakfı

Hoşgeldiniz

Saat
Takvim
YAŞAM TARZI SEÇENEKLERİ VE SAĞLIK

                                         

                                    YAŞAM TARZI SEÇENEKLERİ VE SAĞLIK

                                                      DR.İsmail Engin UZGÖREN

 

 Hepimiz ailemizin,toplumumuzun istediği ve hissettirdiği, öngördüğü, kendi yeteneklerimizin ve eğitimimizin gerçekleştirdiği bir hayatı yaşıyoruz.Rutin hayat dışında durmak ve hayatın anlamını sorgulamak: emeklilikte, ciddi bir tanı aldığımızda ,ciddi bir olay ile karşılaştığımızda yeni bir çevreye girdiğimizde ve benzer koşullarda başımıza gelmektedir.

Son yıllarda nörobilim alanındaki büyük gelişimler insan beyninin ve bedeninin daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. Her geçen gün insan vücudunun olaylara ve çevreye uyumu,hastalıklarla baş etme,iyileşme ve kendini kendini onarma konusundaki yeteneklerini her geçen gün yeniden öğreniyoruz. İnsanın daha nitelikli ve sağlıklı yaşaması için tercihlerinin ne kadar önemli olduğunu ön plana çıkmaktadır.

Bu konularda:

’’İnsanın Fabrika Ayarları’’(Sinan Canan)

‘’Anti Kanser Yaşam Biçimi’’ (Lorenzo COHEN)

’’Anti Kanser Yeni bir  Yaşam Tarzı’’ (Davıd Servan-SCHREIBER)

‘’Kansersiz Yaşam İçin Rehber’’( A.Murat TUNCER)

‘’Kanserde Erken Tanı Hayat Kurtarır’’(Nijad BİLGE)

Başta olmak üzere her gün yeni kitaplar yayınlanmaktadır.Biz öncelikle bu kitaplardan faydalanarak kanserden korunmak eğer oldu ise kanserin nüksünü geçtirmek,yaşam kalitesini artırmak için neler yapabileceğimizi araştırdık. ‘’Tanımlanan bu yaşam tarzı’’ geleneksel kanser tedavisinden sonra başvurulacak tamamlayıcı tıp, olarak adlandırılmaktadır.

 İnsan bedeni kendini sürekli yenileyen, onaran bir yapıya sahiptir. Her gün tırnaklarımızın ve saçımızın uzaması sürekli yenileme işlemini gösteren önemli bir bulgudur. Yenileme sırasında oluşan hatalar, çeşitli nedenlerle oluşmuş mutasyonlar,düzensiz hücre bölünmesi vücudumuzun birçok yerinde  küçük tümör odakları oluşturabilmektedir.İnsan bedeni bu odakları saptamak,baskılamak ve yok etmek üzere programlanmış bir yapıdadır.

Herkes:çalışma koşullarının izin verdiği,yetiştiği ortamdaki ailesinden gördüğü gelenekler ve kendisine ait haz alma duygusunun çeşitliliğe göre yaşam tarzında tercihler yapmaktadır.Hiç sorgulamadığımız bu tercihler vücudumuzun hastalıkları iyileştirme gücünü,yeteneğini doğrudan etkilemektedir.

Bu yıl kanser haftasında tedaviden sonra yeniden oluşabilecek nüksleri engellenmek veya geciktirmek ya da  hiç kanser olmamak ve kronik hastalıklardan korunmak için yapabileceğimiz yaşam tercihlerini konuşmak ve tartışmak istiyoruz.İçine kapanmadan sosyalleşmek, sevgi ile yaşamak, kronik stresle baş etmek, nitelikli yeterli uykuya önem vermek, hayatı hareketlendirerek yaşamak egzersiz yapmak, yeterli  doğru ve nitelikli beslenme ve toksit kimyasallardan ve ortamlardan uzak durmak temel tercihler olmalıdır.

  1-Sosyalleşerek Sevgi ile Yaşamak.

İnsanoğlu yalnız yaşamak için değil bir arada yaşamak,aile kurmak,arkadaş edinmek ve gruplar halinde yaşayarak hayatı paylaşan bir varlıktır.  Sessizlik ve sakinlikle dengelenmiş içine kapanık kişiler bile iletişime ihtiyaç duyarlar. Hangi türden olursa olsun arkadaşlıklar bizi stresten, yalnızlıktan ve kırılganlıktan korur. Sevginin ve sosyal desteğin iyileşme üzerindeki etkisi  her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.

 Lojistik olsun,motivasyona yönelik olsun ya da psikolojik olsun size destek olan insanlar başarının anahtarıdır. Yaşam biçim değişiminde sevgi ve sosyal destek istikrarlı bir gelişim için önemlidir. Sosyal desteğin önemli ve güzel yanlarından biride her iki yönde işliyor olmasındandır. Almak ve vermek gibi. Başkalarına destek için zaman ayıran kişi hem fiziksel hem de duygusal olarak güçlenmekte bedeninin hastalıkları önlemek ve ortadan kaldırma yeteneğini geliştirmektedir. Gönüllü çalışmalara katılanların erken ölüm ve depresyon oranları azalmaktadır.Gönüllü çalışmalar hastalık sırasında sosyal bağlılığı arttırır,pozitif düşünceyi ve anı yakalamayı sağlayan bir amaç oluşturmaktadır.Araştırmalar sevdiklerimize ve bize yardım etmek isteyenlere bağlılık gösterdiğimizde kanser ilerlemesinin daha az olduğu, yaşamın uzadığı ve kalitesinin arttığı görülmektedir. Yüzyıldan çok yaşam sürelerinin gerçekleştiği ‘’mavi bölgelerde’’ yaşam tercihlerinin en önemlisinin aile bireyleri ve topluluk arasında ki güçlü ve destekleyici sosyal yapının olduğu görülmektedir.      

 2- Stres ve Dirençlilik

 İnsanın evrimsel değerlendirilmesinde akut strese karşı(vahşi bir hayvan ile karşılaştığında veya felaket ile karşılaştığında)donmak,kaçmak,savaşmak gibi tercihleri yaptığı bilinmektedir.Ancak günümüzde modern yaşam koşullarında gelişen çatışma ve etkileşimlerin sonucu kronik stres ortaya çıkmaktadır. Araştırmalar herhangi bir işle meşgul olmadığımız zaman, etkin olmayan zihnimizin geçmişin olmuş bitmiş ya da geleceğin olma olasılığı gösteren olumsuz düşüncelerine odaklanma eyleminde olduğunu ve endişe durumunda olduğunu göstermektedir. Kısa vadede stres tepkisi yaşamın, eylemin ve kişiler arası etkileşimin motivasyon kaynağıdır. Ancak stres kronikleştiğinde hayatımızdaki zorluklarla başa çıkabilme yeteneğimizde duygusal ve fiziksel olarak sorunlar oluşturmaktadır. Sağlığımıza sinsice zararlar verip,hastalığımızı şiddetlendirebilir ve yaşam süremizi kısaltabilir. İnsanoğlu canlılar arasında öleceğini bilen tek varlıktır. Kaldı ki kanser hastalığının tanısı da başlı başına ciddi bir  duygusal ve fiziksel stres oluşturur. Stres kaynaklarından biri de iyi niyetli arkadaş ve akrabaların oluşturduğu gereksiz acıma odaklı duygular ve yaklaşımlardır. Kanser hastaları için önemli olan daha destekleyici, gerçekten sosyal destek veren, sevgi ile dolu empatik insanları kendi yaşamlarına katabilmeleridir. Meditasyon,yoga,zihinsel beden egzersizleri,anı yakalama çabaları,kronik stresi unutturan ve baş edilmesinde destek veren önemli faaliyetlerdir. Empatik olmak kendi değerliliğinizi bilmek ve bu değerliliğe inanmak ile başlar. Kendi varlığınıza inanmak çevrenizde iyi olanı görmek ve takdir etmek anlamına gelir. Buda sizi daha mutlu kılar ve yaşamımızı kolaylaştırır , güçlü olma olasılığımızı arttırır ve değerli ilişkiler kurmanızı sağlar. Günlük yaşamımızda negatif düşüncelerden  pozitife geçebileceğimiz yollardan biri de şükran duygusuna odaklanmaktır. Şükran duygusu hem fiziksel hem de zihinsel  olarak iyi oluşumuz üzerine ölçülebilir bir etkiye sahiptir. Şükran duygusunun kortizol seviyesini düşürdüğü, depresyonu azalttığı ve uyku kalitesin arttırdığı gösterilmektedir.Stresin azaltılması için:hastalarda bilişsel davranışçı terapi, meditasyon,yoga,masaj gibi birçok teknik kullanılabilir.

3-Uyku:Dinginlik Ve İstirahat İhtiyacı

İnsan bedeni saat gibi işleyecek bir biçimde tasarlanmıştır. Aslında bedenimiz organlarımız,hormonal ve kimyasal sistemlerimizin ve bağışıklık sistemlerimizin dinlenme ile dengelenerek düzgün ve ritmik çalışmak üzere yaratılmıştır. Saat 11:00 ile sabah 6 ya kadar geçen süre içerisinde son araştırmalarda beynin kendi kendini temizleme,bilgileri depolama ve kendini yenileme süreçlerinin olduğu gösterilmiştir.Düzenli ve ritmik uyku tüm organların düzenli çalışmasını kendi kendini yenilemesini ve onarmasını sağlayacak önemli bir faaliyettir. Yani uyurken kapsamlı bir yenilenme ve iyileşme sürecinden geçiyoruz. Son çalışmalarda hücresel onarım ve serbest radikallerin neden olduğu hasarın bloke edilmesinde uykunun çok önemli olduğu gösterilmiştir..

Günümüzde derin ve gerçek karanlık uyku şansını yitirdik.Elektrik ideal uyku için bedenimizin can attığı karanlığı bozmakta uyku süresini de kısaltmaktadır. Telefon setleri,bilgisayar,okuma tabletleri ve cep telefonları yani mavi ışık melatonini baskılayarak uykuya dalga ve uykuda kalma gücünü etkilemektedir.Hareketsiz yaşam tarzı ve kötü beslenmede uyku düzenini etkilemektedir.

 Kronik uyku kısalması (yetişkin biri için 6:30 saat az uyku )artan ölüm oranları ve kanserde bir risk faktörü olarak vurgulanmaktadır. Yetersiz uykunun metabolizma, iltihap ve bağışıklık tepkisi ile ilgili yüzlerce gen üzerinde etkili olduğu gösterilmiştir.

Uykusuzluk aynı zamanda gıdaları metabolize etme ve bedenimizin insülin ve değer temel hormonlarını düzenleme biçimini değiştirecek bir salgın hastalık haline gelen obezite ve Tip2 diyabete neden olabilmektedir.Düzenli uyku için olabildiğince uyku haplarından kaçınmak ve bilişsel davranışçı terapi,meditasyon, taı chı,yoga gibi yöntemlere başvurmak uygun olacaktır. 3 ay boyunca haftada üç kez uyku problemi ortaya çıkarsa klinik olarak bu durum bir uyku sorunu olarak kabul edilmektedir.

4-Sağlık İçin Hareket

Çalışmak için oturuyoruz,yemek yemek için oturuyoruz, dizi izlemek için oturuyoruz,araba kullanırken,uçakta, trende hep oturuyoruz. İşte bu yüzden bilim insanları oturmanın tıpkı sigara içmek,sağlıksız beslenme ya da bizi hasta eden ve zayıf düşüren yaşam tarzları kadar zararlı olduğunu göstermekteler.

Evrimsel olarak gelişmiş insan bedeni hareket edecek tarzda tasarlanmıştır.Bütün sistemler,kemikler,damarlar hareket üzerine düzenlenmektedir.

Hareket sağlık için gerekli altı temel yaşam tarzı tercihi arasında en çok sinerji getiren şeydir.Hareket halinde iken genelde yollarda başkaları ile karşılaşırız.Beden ve ruh olarak değil sosyal olarak ta zenginleşiriz. Buda bizi sağlıklı kılar. Egzersizin mental ve görsel hassasiyeti kalp ritmini,duyguları ve diğer bilişsel faaliyetleri düzenlemesine ilişkin sinirsel iletimi arttırdığı gösterilmiştir. Aynı zamanda bunlar bizi depresyon ve anksiyete gibi metal sağlık sorunlarından da korur. Depresyondaki hastalara söylenen ilk gelişim stratejisi egzersiz yapmak ve sosyal destek almak olarak önerilmektedir.Anksiyete sahibi hastalarda egzersiz yapmanın endişe , panik ve diğer bulguları azaltmaya yardımcı olduğu gösterilmiştir.

Egzersiz yapanların,egzersiz yapmayanlara göre gündüz uykusu eyleminin daha az olduğu belirtilmektedir. Fiziksel aktivite geceleri daha iyi uyumamızı sağlayan gün boyunca daha zinde ve ferah olmamıza yardımcı olan 24 saatlik ritim döngümüzü yeniden ayarlar. Obezite ile hareketsizlik arasındaki sıkı ilişkiyi hepimiz biliyoruz.Gerçek şu ki hareketli olduğumuzda hareketsiz olduğumuzdan daha çok kalori yakıyoruz. Buda yemek düzenimizi değiştirmesekte fiziksel aktivite yağ olarak biriken fazla enerjimizi yakar. Kaldı ki günlük egzersizler tokluk algısına sebep olan hormonların salınımını artırarak doğal bir iştah baskılayıcı görevi görebilir. Kas dokusunu artırarak daha çok enerji yakan bir bedene sahip olabiliriz. Doğanın içinde yapacağımız yürüyüşler bizi rahatlatır,sakinleştirir,kuvvetlendirir ve bedenimizi harekete geçirir. Hareket Tip2 diyabet kap ve damar hastalıkları ve inme oranlarını düşürmektedir. Fiziksel aktiviteyi günlük işlerin yoğunluğu sırasında bir yük olarak görmektense,rutin hayatımızın bir parçası haline getirmek daha doğru olacaktır. Uzak yerlere park etmek, işe yürüyerek gitmek, asansöre binmektense merdiven çıkmak gibi davranış değişiklikleri faydalı olabilir.Yapılan çalışmalarda hareketsiz kişilerin hareketli kişilere daha fazla ölüm oranına sahip olduğu fiziksel aktivitenin belli kanser türlerinin gelişim riskini azalttığını öne süren kanıtlar görülmektedir.

5-Sağlılık Beslenme,İlaç Niyetine Besinler

Beslenme şeklimiz sağlığımızı ve zindeliğimizi doğrudan etkiliyor. Yemek bedenin yakıtıdır. Bu sebeple en temel biyolojik gerçeğimizdir.Kültürel geleneklerimizden, ekonomik olarak seçebilme olanaklarına kadar pek çok faktör yemek tercihlerimizi etkiler. Bunların birçoğu bilinçli bir farkındalıkla seçilmiş olmaktan ziyade yemek ve reklam sanayinin yardım ve yataklık ettiği otomatiğe bağlanmış alışkanlıklarımızdır.

Halbuki bilimsel çalışmalarda her gün yeni bir bitkinin kanser gelişim aşamalarına ait bir kademede sağlık için faydalı olduğu kanseri önlediği konusunda yayınlar yapılmaktadır.

İlaç sanayinde bir ilacın ortaya çıkması için gereken çalışmalar için 500 milyon dolar ile 1milyar dolar arasında para harcamak gerektiği bildirilmektedir. Hiç kimse brokoli,kuru soğan,sarımsak veya zerdeçalın patentini alamayacağına göre bu besinler üzerinde böyle bir harcamada yapılmayacaktır. Sonuçta çok özel ürünler dışında bu tarz ürünlerin beslenmede faydalı olduğu konusunda genel bilgi dışında bilgi sahibi olamıyoruz. Ancak coğrafi bölgeler arasında kanser görülme sıklıkları arasında büyük farklılıklar olup bu farklılıklar ekonomik olanaklar ve geleneklerin oluşturduğu yemek çeşitleriyle ilişkilendirilebilir. Örneğin Hindistan’da batı toplumlarına göre bazı kanserlerin 10 yada 50 defa daha az görülmesi,kırmızı etin kutsal olması ve tüketilmemesi baharatların çeşitli ve bol miktarda kullanılması ile açıklanabilir.

Artık yemek tercihlerinde bize sunulan otomatik davranış kalıplarını bir kenara itip, daha çok bitkisel besinler tüketmek,daha az kırmızı et tüketmek ve deniz ürünlerinden daha çok faydalanmak gibi temellere dayanan tercihleri geliştirmeliyiz. Ne kadar çok değişik renkte ve çeşitte meyve sebze ve hububat tüketmenin sağlık için doğru olduğu söylenmektedir.

Kalori miktarını azaltmak,üç beyazdan uzak durmak(şeker,un,tuz)kırmızı eti haftada bir günle kısıtlamak,haftada iki gün deniz ürünleri tüketmeye çalışmak ve vegan beslenme alışkanlıklarından faydalanmak uygun olacaktır. Diyet yapmak değil, sağlıklı yaşamak için beslenmeyi öğrenmeliyiz.

Çalışmalarda beslenme değişikliklerinin mikrobiyota olarak tanımlanan bedenimizin içinde ve üzerinde yaşayan bakteri mantar ve virüsleri etkiliyor olduğu bilinmektedir. Son çalışmalarda birçok hastalık mikrobiyota ile açıklanmaktadır. Bağırsak bakteriyle iştahı düzenleyen hormonlar arasında ilişki olduğunu gösterilmiştir.Mikrobiyotamız ne kadar çeşitli ise o kadar iyi olduğu sağlık açısından söylenmektedir. Artan çeşitlilik daha az beden yağı, azalan insülin direnci  kanserin en önemli özelliklerinden biri olan iltihabi değişikliklerini azaltır.Sağlıklı olmak ve kansere direnç bakımından en önemli diyet Akdeniz diyeti olarak söylenmektedir.Akdeniz kültürlerinde insanlar çevrede kolayca ulaşabildikleri bitkileri yemişleri, mevsimine göre ne yetişir ise, denizde ne avlanırsa,küçük alanlarda ne büyütülürse onları yediği anlamına gelir.Bu da sanayileşmiş üretim tarzlarından, işlenmiş gıdalardan uzak,doğal beslenmenin doğru olduğunu göstermektedir.

6-Çevre ve Sağlık Arayışı

İnsan bedeninin olağan üstü kendini onarma yeteneği vardır. İnsanoğlu bilimi havamızı kirleten, sularımızı zehirleyen ve topraklarımızı çırılçıplak bırakan sanayileşme için kullanmaktadır.Doğayı daha güçlü kimyasal  zehirler ile ehlileştirmek ve ondan daha çok kar etmek için yarışırken kendimize de zehirledik.

1970 den beri son 50 yılda 87 binden fazla kimyasalın ticari kullanımına izin verilmiştir.Geliştirdiğimiz bunca kimyasal arasında resmi olarak sadece 1000 kadar ürünü kanser yapma potansiyeli acısından değerlendirmiş ve derecelendirilmiştir.20 kimyasalın kanser yaptığı bilinen,81 kimyasal  madenin olası kanser yapma etkisi olduğu gösterilmiştir. Dünya sağlık örgütü başka bir analize göre 299 maddeyi olası kanser yapıcı olarak tanımlamıştır.

Peki ya ciğerlerimize soluduğumuz ve yuttuğumuz derimizden bedenimize giren düzensiz değişen yaklaşık 86 binden fazla kimyasalın etkileri ne olacak?Doğrudan kanser yapıcı olmasa da biyolojimizi değiştiren birçok ciddi hastalığın oluşmasında rol oynayabilecek kimyalar nelerdir bilmiyoruz.

Aslında insan yapımı kimyasal saldırıdan kaçamıyoruz.Ancak kimyasal salgını azaltmak için yapabileceğimiz çok şey var. Soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, evimizdeki mobilyalarda, giydiğimiz kıyafetlerde ve taktığımız aksesuarlarda ki kimyasallar hakkında daha bilinçli olmak bize kalmış bir şey. Bir kimyasala bir kere maruz kalmak güvenli olarak değerlendirilirken uzun süre mağdur kalmanın etkileri çok fazla araştırılmamış ve bilinmemiştir.Tedbiri elden bırakmadan yaşamayı öğrenmeliyiz.

Her türlü ev temizlik ürünleri içerisinde konmuş o kadar çok kimyasal var ki bunları isimlendirmek imkansız.

Güçlü leke çıkarıcılarla doldurulmuş temizleyici spreyler,şampuanlar,beden losyonları,el dezenfektanları,kolonyalar,parfümler,makyaj ürünleri ve diş macunlarında çeşitli kimyasallar bulunmaktadır. Bu kimyasallardan kaçınmak için öncelik ve alışkanlıklarımız arasına almamız gereken durum ise,alacağımız ürünlerin arka bölümünde bulunan ürün içeriklerini okumaktır. Bu içerikler arasında öncelikle FİTALAT,FORMALDEHİT,PROFEN vb. kimyasal örnekleridir. Bu listeyi genişletme sorumluluğu size aittir.Ne olduklarını öğrenmek ve yerine alternatifler bulmak için sürekli çapa sarf etmedikçe onlardan uzak duramayız.O zaman bile kimyasal ürün firmaları dileğimizin doğallaşma olduğunu anlayıp zehirli ürünleri gerçekte olduklarından daha az zararlı olduğu konusunda bizi bilgilendirmekte uzmanlaşmışlardır.

Açıkça anti kanser yaşamın büyük bir kısmı özenli bir tüketici olmanın yanı sıra,paranızla günlük bazda maruz kaldığınız toksin sayısını azaltacak ürünleri ve diğer satın alımları seçmekten oluşur.

Gelişmiş ülkelerde yasalarla tanımlanmış zehirleri aşağıda sıralayabiliriz.

Asbest,formaldehit,pfc(per floro)kimyasallar, yangın geçiktiriciler. Vinil klörür,bisfenol a,ftalatlar. vb.

Farkındalık ilk adım olup, bilinçli bir kamuoyunun oluşması üreticileri bu konuda dikkatli olmaya itecektir. Kimyasalların yalnızca kanser yapma gücü dışında endokrin yada hormonal bozukluklara da sebep oldukları anlaşılmıştır.Çoğumuz sürekli olarak çevresel toksinlerden oluşan bir kokteylin, nispeten düşük seviyede maruziyeti ile yaşamaktayız.Özellikle hijyen ve kişisel bakım ürünlerinde çok sayıda farklı kimyasallar bulunmaktadır.Bu konuda bilgimizi arttırmak ve farkındalık oluşturmak ve uyanık olmak zorundayız. Çok fazla abarttığınızda başlı başına bir ruh sağlığı oluşturabilecek bir konudur. Kendini korumak basit bir felsefesine dayanır. Kontrol edebileceğini kontrol et yapabildiğin her yerde maruziyetini sınırlandır ve ardından çevresel tehlikeler ortaya çıktığında topluluğunda aktif ol. Karşılaştığımız bir çok çevresel kirlilik kaynağı kontrolümüz dışındır. Ancak aktif olmak gerekir. Bir anti kanser ortamı yaratmak evde kendi idarenle gönüllü olarak maruz kaldığı şeyle başlar.

Kar etmenin tedbirden daha önemli olduğu bir çağda biz tüketiciler çevremizdeki toksitlere maruziyetin denetlenmesinden,izlenmesinden ve kontrolünden sorumluyuz. 

6 madde halinde tanımladığımız anti kanser yaşam tarzı aslında doğal ürünler tercih eden hareketli yaşam sosyal ilişkileri ön plana çıkaran bir yaşam tarzını tanımlamaktadır.

Bu tarz yaşayan kişilerde kansere yakalanma riskinin %40 olduğu söylenmektedir.  Geleneksel kanser tedavisini tamamlamış ve tanımladığımız yaşam tarzını seçen kişilerde ise nüks gecikmekte ve daha kaliteli bir yaşam yakalanabilmektedir. Bu konuda farkındalığı geliştirmek hepimizin görevi olmalıdır.

                                              

 

  
1887 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu

                                                                     

  
1903 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu